TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1989

Tarih ve Saat: 04 Kasım 1989 Cumartesi – 9:45 – 04 Kasım 1989 Cumartesi – 9:45
Yer: ANKARA

TMMOB SANAYİ KONGRESİ 1989 – SONUÇ BİLDİRGESİ

“Bilimsel ve Teknolojik gelişmeler, Sanayideki uygulamaları ve etkileri” konulu Sanayi Kongresi 4-9 Aralık‘ta, TMMOB adına Makina Mühendisleri Odası tarafından Ankara‘da düzenlendi.

Kongrenin ortaya çıkan sonuçları, konunun çizdiği sınırlar içerisinde, özetlenmeye çalışılmıştır.

a) Bilimsel teknolojik devrim sürecinin etkisiyle yazılım (software) sanayileri Makina ve Ekipman-Donanım (hardware) sanayileri karşısında giderek gelişmekte ve önem kazanmaktadır. Bu durum, Sanayi toplumundan “Sanayi ötesi, Bilişim toplumuna” geçişin habercisidir. Bu geçiş sanayi devrimiyle karşılaştırıldığında baş döndürücü bir hıza sahiptir.

Bu süreci yakalamış, gelişmiş ülkeler ve bazı bilimsel teknolojik devrimi yakalamaya çalışan ülkelerde bilimsel gelişmeye ayrılan kaynak GSMH‘nın %2.5‘u iken Türkiye‘de bu oran % 0.25 dir. Ancak bu gelişmiş,sanayi ötesi toplumlar için bilimsel teknolojik devrimde vardıkları noktanın bir göstergesidir. Gelişmenin faktörü olarak değerlendirilmemelidir.

Bilişim toplumunda öncel olan, bilginin toplanması, düzenlenmesi, dağıtımıdır. Yani üretimde makina ve teçhizatın yerini tasarım ve programlar almaktadır. Doğaldır ki, toplumun bu değişimi, her kurumunda, değer yargılarında, yaşam standartlarında da değişim demektir.

Seri üretimin “sözdinler” insanı yerine yaratıcı özgür, demokrat insanların oluşturduğu yaşam standartları yüksek refah toplumunda, giderek paradan, devlet oluşumuna kadar yeni bir toplum modeli karşımıza çıkmaktadır.

Ulusal devletten Şehir-devletine geçişlerden; bilgi üreten merkezlerden (tekno-kutup), bunlara bağlı tele-limanlardan söz edilmektedir.

Ancak, bu toplum modelinin ters yüzünde; bilgiyi elinde tutan odakların, bilginin hızlı gelişimini elinde tutamayan kesimler üzerindeki egemenliği söz konusudur. Aradaki fark artık nicel olarak kapatılacak bir ayrılıktan çıkarak, nitel bir farklılığa dönüşmüştür. b) Uluslararası rekabetin güçlenmesi, tüketicinin ürün farklılaşması yönünde artan talepleri, gelişmiş ülkeler açısından bile önemini sürdüren orta ve küçük ölçekli üretimin önemi esnek otomasyon teknolojilerinin gelişmesini sağlamıştır.

Büyük sanayicilerin egemenlik kurdukları seri üretim hatları ürün çeşitliliğini karşılayamadığı için esnek üretim hatlarına geçilmiştir. Ancak bu yine CNC tezgahlar ve yazılım kanalıyla gerçekleştiğinden azgelişmiş ülkelerin elinde bulunan orta ve küçük sanayici üstünlüğünü başta Japonya olmak üzere bu teknolojileri geliştiren ülkeler ellerine geçirmişlerdir.

c) Uluslararası işbölümü değişmektedir. Bir yandan sermayenin sınır tanımayan niteliği uluslarüstü yapıların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ancak bu durumun, yine de ABD, Japonya, Almanya… (ilk altı) ulusun hızla gelişmesi kervanını engelleyemediği gibi, bu kervanı yakalamaya çalışan diğer Avrupa uluslarını ve sosyalist ülkelerin varlığını da ortadan kaldırmadığını görüyoruz. Bir de 1970‘lerin başlarında tüm üçüncü dünya ülkelerini kapsayan bloktan bazı ülkelerin koparak bilimsel teknolojik devrimin hızını yakalabilmek için ulusal politikalar ürettiklerini bunda da kısmen başarılı olduklarını gözlemliyoruz. (G. Kore, Tayvan, kısmen Brezilya vs.) Böylesi bir dünyada Türkiye‘nin yeri pek de iç acıcı değil; bilim ve teknoloji üretmeyen, önüne böylesi hedefleri koymaktan uzak bir ülke görünümünde. Böylesi bir ülkenin geleceğin dünyasında rolü satın alıcılıktan ya da pazarlayıcılıktan öteye gitmeyebilir. Olmayan aslının ancak görüntüsüne sahip olmak anlamında, olsa olsa iletim teknolojilerinin hızla dünyaya yaydığı gelişmiş ülkelerin refah (tüketim) standartlarının toplum içinde elit sınıf ve katmanlara sunulduğu (hem de ulusal-toplumsal gelişmede çok verimli kullanılabilecek bir kaynağı boşa harcama pahasına) pek de onurlu olmayan bir statüye bürünebilir. Daha da kötüsü bu bilinçsizlik, içinde bulunulan durumu kavrayamama tehlikesine yol açacak, hem ikinci sınıf dünya vatandaşlığına düşülecek hem de ülkenin bu konumunu değiştirme şansı bilinçsiz benimsenmeyle iyice ortadan kalkacaktır. d) Türkiye 1930‘larda sanayileşme hareketine başlamış ve bu ana politika 1980‘lere değin sürmüştür. Bu dönemin en önemli özelliği dışalım yerine yerli üretim politikasıdır. Diğeri 1980‘lerden sonra izlenen dışsatım politikasıdır.

Böylece 1980‘lere gelindiğinde ölçek sorunları olmasına rağmen Türkiye özellikle dayanıklı tüketim mallarının yerli üretimini tamamlamış; kamu girişimleri sayesinde de ara malları üretiminde de belli bir aşamaya ulaşmıştır. 1980‘lere kadar uygulanan sanayileşme politikası işlevini tamamlamıştır. Ancak bugün gelinen noktada tartışma konusu bu iki politikadan birinden yana olmak değil Türkiye‘nin mevcut durumunu değerlendirerek politikalar üretmektir. Bugün GSMH içinde imalat sanayinin payı düşmüştür. İmalat sanayi yatırımlarında da bu eğilimi değiştirecek bir gelişme yoktur. Türkiye‘de lisans, patent, know-how yoluyla yapılan teknoloji transferi fiilen teknik denetimden yoksundur. Teknolojik düzey, küçük bir bölümü ileri teknolojiye sahip olan orta ve küçük sanayi dışında düşüktür. KİT‘lerde teknolojik yenilenme yapılmamıştır. Ülkemizde teknoloji üretimi yapılmamaktadır.

1980 sonrası uygulanan politikalar sonucu, mal ve hizmet ihracının milli gelir içindeki payı 1981‘de % 10.9‘dan 1989 % 17.9‘a çıkmıştır. Ancak ulaşılan büyüklükler sınırlıdır. İleri teknolojili sanayilerde OECD‘in istatistiklerine göre Türkiye‘nin 1986 itibariyle payı % 0.06‘dır. Tüm göstergeler Türkiye‘nin bilimsel ve teknolojik gelişmeyi giderek daha uzaktan izlediğini göstermektedir. Ekonomide serbestleşme (!) sonucu faktör fiyatları değişimi, doğru teknoloji seçimini ve Türkiye‘de teknolojinin gelişimini sağlamamıştır. e) Yukarıdaki sonuçları bir takım uç noktalara götürmeden ele almak gerekir. Her ne kadar yazılımın, tasarımın üretimdeki payı giderek artıyorsa da donanım sanayileri sonucu olan meta üretimi bolluğu aşamasına ulaşılamamıştır. Gelişmiş ülkeler bilişim sektörlerinin yanı sıra kendi meta üretimlerini sağlayan sektörlerini de korumaktadırlar. Her ne kadar gelişmiş toplum insanlarının ürün çeşitliliği ve kalite istemi esnek üretim hatlarını, öne çıkartıp CNC tezgahlarının küçük ve orta üretimde yaygın kullanımını getirdiyse de halen, Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde seri-üretim başattır.

Kaldı ki, Türkiye gibi sanayileşmesini bile gerçekleştirememiş toplumlar açısından Sanayi ötesi toplumun gereklerini yerine getirmek ve bu sıçramayı yapmasını beklemek bir düş olacaktır. Bu nedenle bir yandan da hızla sanayileşmesini tamamlamalıdır. Ürünü üretmede yeterli bilgi ve beceri birikimi olmadan sadece ürünün üretimini tasarlamakla, uluslararası pazarda yarışmacı olunamayacağı açıktır. Sadece imalat sanayiine yatırım yapılarak sorunlarımızın çözümü de beklenemez, seçilen teknoloji, hangi alanlara yatırım yapılacağı da önemlidir. Ancak imalat sanayine yatırım yapılması kaçınılmaz koşuldur.

Türkiye gibi ülkelerde küçük üretimin verimsiz, geleneksel tezgahlarla sürdürülmeye çalışması yerine yaratıcı, nitelikli, iyi eğitilmiş, teknolojik gelişmeyi izleyen, örgütlü küçük sanayicilerle de dünya pazarına girmek zorlanmalıdır. Türkiye insanına yatırım yaparak böylesine bir çıkış yapabilir. Seri üretimin söz dinler insanının yerine özgür ve yaratıcı insanlarını yetiştirerek bu konumu yakalayabilir.Tanımlanan nitelikteki küçük sanayici örgütlenerek küçük ölçekli ama kaliteli üretimleri ile dünya pazarında yer edinebilirler.

“Bilimin doğrudan bir üretici güç olduğu” Bilimsel ve Teknolojik devrimi abartmak anlamına gelmemelidir. Yaratılan “Bilim miti‘nin” bizi teslimiyetçi bir noktaya götürme tehlikesi vardır. Bu gelişmeyi görememek ne denli bizi körleştirecekse, bu gelişmeyi milleştirmek de bizi umutsuzluğa, giderek eylemsizliğe götürecektir.

Toplumun önüne tüm bu hedefleri koyacak, düzenleyecek tercihleri zorlayacak olan da sonuç olarak siyasi iktidarlardır. Bu nedenle bütün bu söylenenler ve önerilenler politik adresini bulmadığı zaman yaşama geçirilme şansı olmayacaktır.

Please follow and like us:

Tarih: Haziran 22, 2018, kategoriler: Etkinlikler, Kongre Yazar: